
22 Ağustos 2025
Türkiye’nin sanayileşme süreci, Atatürk’ün öncülüğünde başlatılan eşsiz hamlelerle şekillenmiştir. 1923’te toplanan Birinci İzmir İktisat Kongresi, Türk ekonomisi için bir dönüm noktasıdır. Atatürk, kongrede şunları vurgulamıştır:
“Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmamışlarsa, meydana gelen zaferler devamlı olamaz…”
yüzyılda başlayan Sanayi Devrimi’nin gerisinde kalan Türkiye, üst üste yaşanan savaşlar ve işgaller nedeniyle sanayileşmede zorluk yaşamıştır. Cumhuriyet döneminde devlet, özel sektörün yetersiz kaldığı alanlarda yatırımlar yaparak sanayileşmeyi desteklemiştir.
Devlet eliyle özel sektör desteklenmiş, kamu kaynaklarıyla sanayi yatırımları gerçekleştirilmiştir. 1929 ekonomik buhranı ve sınırlı özel sermaye nedeniyle devlet, girişimlerde karar alan ve uygulayan aktif bir unsur olmuştur. Bu yaklaşım, Türkiye’nin sanayileşmesinde kritik bir rol oynamıştır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya, teknoloji ve bilim odaklı yeni bir ekonomik dönüşüm sürecine girmiştir. Küresel şirketler bu dönemde ortaya çıkmış ve teknoloji ağırlıklı şirketler hızla büyümüştür.
Türkiye açısından devlet destekleri, Ar-Ge ve teknolojik yatırımların büyüme ve gelişmede vazgeçilmez olduğunu göstermektedir. ABD, Japonya, Güney Kore, Tayvan, Çin ve Almanya, devlet desteklerinin Ar-Ge ve inovasyon üzerindeki etkilerini başarıyla uygulayan örnek ülkelerdir.
Gelişmiş ülkelerde devlet; eğitim, stratejik sektörler ve girişimcilere yatırım yaparak destek olmaktadır. Türkiye’de de devlet teşvikleri çeşitlilik açısından üst sıralarda yer alsa da, işletmeler bu kaynakları yeterince verimli kullanamamaktadır.
Türkiye’de Ar-Ge kültürü yeterince gelişmemiştir. İnsan kaynakları verimli kullanılmamakta, küresel pazarlama becerisi sınırlı kalmakta ve üniversite-sanayi işbirliği yeterince güçlü değildir. Ar-Ge Merkezleri, çoğu zaman devlete vergi avantajı sağlama odaklı çalışmakta, nitelikli ve katma değerli ürün üretme hedefinden uzak kalmaktadır.
Güney Kore gibi ülkelerde devlet, stratejik yatırımlara yön vererek inovasyon ve teknoloji odaklı gelişmeyi sağlamaktadır. Türkiye’de ise Ar-Ge harcamalarının GSYH’ya oranı %1,4 civarındadır; bu oran ABD, AB, Çin ve Güney Kore’de %3,5-6 seviyelerindedir.
Küresel rekabette inovasyon, teknoloji ve Ar-Ge itici güçtür. Yenilikçi ve katma değeri yüksek markalar oluşturmak, Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi için kritik önemdedir. Devlet teşviklerinin verimli kullanımı ve Ar-Ge kültürünün benimsenmesi, sosyal ve ekonomik değer yaratmanın temel koşuludur.
Türkiye’de patron kültürü genellikle kontrolcü ve garantici yapıdadır. Ancak sanayicilik, tüccarlık kültüründen farklıdır. Sürekliliğe inanan, bilgiye ve insana yatırım yapan, üretim ve inovasyona odaklı üst düzey sanayicilere ihtiyaç vardır. Önümüzdeki dönemde alışılmış kuralların dışına çıkabilecek, vizyoner ve risk alabilen sanayicilere daha fazla gereksinim duyulmaktadır.